Pages

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Geçerken Uğrayanlar-1



              Yazar tıkanması gibi sosyolog travması diye de bir durum var imiş.

11 Haziran 2011 Cumartesi

YABANCILAŞMA/1

"Gençliğimde bir banka memuruydum.
Müşteriler arasında bir gömlek yapımcısını anımsıyorum.Banka müdürü, adamın kredisini sırf ona acıdığı için yenilerdi. Zavallı gömlek yapımcısı hep iflasın eşiğindeydi.Yaptığı gömlekler kötü değildi,ama alan yoktu.

Bir gece gömlek yapımcısını bir melek ziyaret etti. Ertesi sabah uyandığında adam ışığı görmüş bulunuyordu. Hemen yataktan aşağı atladı.

İlk işi, işletmesinin adını Uruguay Socieded Anonima'ya çevirmek oldu; baş harfleri U.SA olan vatansever bir ad. Yapımcının ikinci işi gömleklerinin yakasına , tam bir dürüstlükle "U.S.A yapımı" diye etiket dikmek oldu. Üçüncü iş gömlekleri peynir ekmek gibi satmak oldu. Dördüncü işi de borçlarını ödeyip tonlarla para kazanmak oldu."


Eduardo Galeano

Merhaba :)

21 Haziran 2009 Pazar

Father and Daughter...



Oturup bir babalar günü yazısı yazmaya niyetli değilim. Zaten ciddi anlamda elimi sürmüyorum bloga, tamamen bir toparlama,ayıklama ve yenileme niyetim var 1-2 ay içerisinde.
Filmi seyredince bir iki satır yazmak istedim sadece. Bugün seyretmiş olmam bir tesadüf sadece:) Yoksa özelleştirilmiş gün takıntım yok ne mutlu ki...

Babama düşkünlüğüm meşhurdur benim. Nasıl anlatılır bilmem de hayati bir parçam gibi. Çok dillendirmem bunu belki, babamı görünce şımarmam falan ama çok hassas bir noktadadır benim için. 4-5 yaşlarımdaymışım herhalde, ben hatırlamıyorum. O zaman serde gençlik de var tabi, omuzlarından indirmezmiş beni. Bir gün o kadar çok oynamışız ki, alt alta üst üste boğuşmuşuz saatlerce. Durup uzun uzun bakmışım 'baba yaa,sen beni çok mu seviyorsun' demişim:)) Hala anlatır... Benim de hafiften gözlerim dolar, ama çaktırmam... Allah seninle birlikte nice uzun ömürler nasib etsin Babammm. Eksikliğini göstermesin, muhabbetimiz daim olsun senelerce. Seni çok seviyorum....

Not: Bu filmi benimle paylaşıp sabah sabah ağlatan ddarko'ya sevgiler ve teşekkürler:)

7 Mayıs 2009 Perşembe

Kesinti


Bir süredir yazamıyorum, bir süre daha yazamayacağım gibi görünüyor. Yazmak istediğim pek çok şey olmasının yanında, blog üzerinde de değişikliğe gitmeye karar verdim.
Bu arada
Edmondo De Amicis hakkındaki düşüncelerinizi, ve özellikle Çocuk Kalbi romanına bakışınızı burada paylaşırsanız çok sevinirim. (dersi yarıda kesip müdür odasına gitmek zorunda kalan öğretmenin "ben gelene kadar siz de ..... "diye ödev vermesi gibi oldu biraz:))
Düşünceleriniz önemli benim için. Teşekkür ediyorum şimdiden. Sağlıcakla kalınız.



18 Mart 2009 Çarşamba

Dünya'nın Bütün 'Kandahar'larına Yolculuk



Yemin ederim bilerek yapmıyorum.. Ben böyle bir insan değilim. Depresif değilim mesela. İşim gücüm iç karartmak hiç değil. Buraya ne zaman ne yazsam maalesef ki iç açmıyor, açsa da bunu sıklıkla yapmıyorum galiba. Bu girişten de anlayın ki yine
başlıyorum :)


***

İran Sineması, bir ara mutlaka zaman ayırmak istediğim bir derya. Elimi atmadan önce zor bela toparladığım birkaç yönetmenin filmlerini bitirmem ve sindirmem lazım ki maymun iştahlılığıma bir yenisini daha eklemeyeyim.Neyse konumuz
İran’lı yönetmen Mohsen Makhmalbaf ‘ın ‘Kandahar’ filmi. Filmden önce Malkhmalbaf hakkında birkaç şey eklemek isterim. Daha önce hiçbir filmini seyretmedim. Kandahar daha önce defalarca ismini duyduğum fakat seyredemediğim bir filmdi.İlginç olanı televizyonda seyretme şansı bulmuş olmam. Kanal 24 ün salı günleri insanlara yaptığı güzel bir hizmettir Tematik Film Kuşağı.Hem alt yazılı hem de sadece 1-2 reklamla bölünüyor film.Televizyon haftanın bazı günleri işe yarayabiliyormuş yani.



Mohsen Makhmalbaf, İran sinemasının önde gelen yönetmenlerinden biri. 26 ödülün sahibi. Yönetmen olabilmek, düşüncelerini sinemayla hayata aktarabilmek için epey zorluklardan geçmiş Makhmalbaf. Yaşadığı bütün zorlukların üzerine yönetmen olmasından çok, 1996 yılında Makhmalbaf Film Evi’ni kurup kendisini çocuklarının da dahil olduğu genç sinemacılara adaması daha fazla ilgimi çekti. 1987 yılında çektiği “Bisikletçi” filminde kızı Samira Makhmalbaf’ ı oynatmış ve aslında kızının da yolunu çizmiştir. 14 yaşında aldığı eğitimi birakarak sinema eğitimi almak isteyen kızına, 8 yıl boyunca evde eğitim vermiştir. Yasal yollarla kadınlar için bir sinema eğitim merkezi açmasına izin verilmemiştir çünkü. Samira Malkhmalbaf 17 yaşında ilk yönetmenlik deneyimini yaşar ve “ELMA” filmini çeker. Cannes Film Festivaline katılan en genç yönetmen ünvanını alır.

SAFAR E GANDEHAR


Bence Afganistan’daki Buda heykelini kimse yıkmadı… O heykel insanlıktan utanç duyduğu için kendisi yıkıldı. Dünyanın Afganistan gerçeğine karşı gösterdiği duyarsızlıktan utandı ve daha fazla dayanamadı. O dünyanın en büyük Buda heykeliydi ama milyonlarca insanı kurtarmak için büyüklüğünün hiçbir işe yaramadığını gördü.
Mohsen Makhmalbaf

Nafas( Niloufar Pazira) , Kanada’ya göç etmiş bir afgan kadınıdır. Afganistanda bıraktığı kız kardeşinden bir mektup gelir. İntihar etmek üzeredir ve ablasına ihtiyacı vardır. Yaşadığı dönem Afgan kadınları için gerçekten zor bir dönemdir çünkü. Nafas defalarca kez Afganistana dönmek istemiştir fakat, Kanada’da insan olarak, hele de kadın olarak yaşayabilme yi bir kenara bırakıp buna cesaret edememiştir. Yıllar sonra Kardeşi için Afganistan’a dönen bir kadının İran-afganistan sınırını geçmeye çalıştığı serüveninde, bildiğimizden(!) daha gerçek bir Afganistan tablosuyla karşılaşıyoruz. Mayınlar yüzünden elleri, bacakları kopmuş ve Kızılhaç’tan yardım bekleyen insanlar, açlık, kadınların doktora gittiğinde perde arkasından tedavi edilmek zorunda kalmaları,cehalet…
Nafas,nefes anlamına geliyor. Filmde bir adamın adı da Hayat tı. Afganistan’da çok fazla kullanılan bir isimmiş Nafas. Bir yerde bu ismi kadınların burkalar altındaki esaretine bağlamışlar. Burkaların içinde özgürlüklerinin kısıtlanması bir tarafa nefes almaları bile oldukça zormuş. Birkaç sahne var aklımda seyrederken mahfoldum. Kızılhaç’tan protez ayak istemek için yollara düşen insanların, paraşütle uçaktan atılan takma bacaklara koltuk değnekleriyle koşmaları…
Bir adamın karısına verilen geçici bacakları getirip, bir yıldır beklediği protez bacakları almaya geldiğinde bunun karısı için uzun olduğunu, yanında getirdiği elbisesiyle ve karısının düğünlerinde giydiği ayakkabıları takma ayaklar üzerinde deneyerek ‘bu benim karım için uygun değil’ i kalbime indirecek şekilde söylemesi…



Film gibi değildi. Belgesel tadındaydı ve çok gerçekti. Zaten Time dergisi tarafından da en iyi 100 film arasında sayılmış zamanında.
Yorumlara baktım, insanlar filmin bir yere bağlanmamasından yakınmışlar genelde ama ben bunda abes bir taraf göremedim. İlla bir son olması gerekmiyordu filmde, bu daha anlamlı kılmayacaktı yani filmi. Amaç zaten Nafas’ı kardeşine ulaştırmaktan çok, doğduğu topraklara hapis olmayı reddetmiş bir kadının eşliğinde Afganistan’a yeniden bakmak olmuş. Ben sevdim, samimi buldum ve tavsiye ediyorum.

Her zaman Afgan kadınlarının konulduğu hapishanelerden kaçtım. Ama bugün… Bu hapishanelerin hepsinde tutukluyum… Sadece senin için kardeşim.”
Nafas

Bir Başka NEFES Hikayesi
Aylardır iş arıyor çok sevdiğim bir dostum. Hem ekonomik krizden, hem güzel ülkemin aşamadığı ideolojik krizden mağdur oluyor her defasında. Bıçak kemiğe dayandığı bir zamanda iş buluyoruz birlikte. Görüşmeye çağırılıyor.Buraya kadar harika…Nasıl gitmeliyim diyor görüşmeye açık mı kapalı mı? Baş kesen bir düşünce yapınız yoksa ve herkesin özgürlüğünün önemli olduğundan yanaysanız cevap veremiyorsunuz bu soruya. Açık git, kapalı git demek üzerinize vazife değil çünkü. En azından benim için. Çünkü biraz empati kurma beceriniz varsa bunun onun vicdanında nasıl derinden bir etkiye sahip olduğunu anlarsınız. Peki açık gidersem evden mi gitmeliyim yoksa orda mı açmalıyım sorusu düşüyor akıllara. Yine cevap veremiyorsunuz. İki taraf için de külfet bu soruya cevap bulmak. Birbirimize atıp duruyoruz soruyu. Velhasıl politika kazanıyor. Yatırıyoruz giyotinin altına düşüncelerimizi, tercihlerimizi,haklarımızı,hürriyetlerimizi.
Bunu okuyup ‘ne var canım, insan mecbursa herşeyi yapar, gerekirse şu bu vs vs’ ile başlayan onlarca cümle kurabilirsiniz ama öyle değil, biliyorum.

“-Adın ne?

-Nafas

-Benimki de Hayat…”

13 Mart 2009 Cuma

Çeyreklik Bir Darbe Yazısı


12 Mart maalesef iyi bildiğimiz, sevdiğimiz bir tarih değil. Takdir-i İlahi tabi ben bu gün doğmuşum. HBBA uzzuuun bir darbe yazısı yazmış günün anlam ve önemini belirtecek. Ben darbeleri desteklemediğim düşüncesini not düşerek kendi çeyreklik darbemi ele almaya niyet ediyorum.
12 Mart 2009 itibariyle tam bir çeyrek asırlığım artık. Olaya böyle bakınca yaşlılık hissim kabarıyor tabi.
Bir yıllık bir muhasebenin ardından keyfimi doğrultamadım dün. Nedense bir burukluk çöktü ve gitmek bilmedi. Herneyse…
Geçen geçti,giden gitti. Kalan sağlarım, dostlarım, ailem,sevdiklerim… Hayatımda olan herkese teşekkür ederiyorum varlıklarından ötürü. Hep birlikte bir çeyreklik daha görebilmek umuduyla. Hepinizi çok seviyorum…

28 Şubat 2009 Cumartesi

Well,Well Hello Wall-E


Animasyon şirketleri arasında Pixar’ın açık ara önde olduğunu düşünürüm hep. Şimdiye kadar da yanılmadım. Belki de Pixar’a ait her yapımı kayıtsız şartsız kabul etmemle de alakalıdır, bilmiyorum.
Bolt ve uzun zamandır seyretmeye can atıp fırsat bulamadığım Wall-E animasyonlarını arka arkaya seyrettim. Bolt da başarılıydı fakat Wall-E’yi daha orijinal ve heyecan verici buldum. Bolt’un 8 yaşındaki kız kardeşimin, Wall-E nin ise benim favorilerim arasına girmesi de bunu destekler nitelikte oldu.Yine de Bolt’daki hamster a bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim.


Wall-E(Waste Allocation Load Lifter – Earth class/ Atık paylaştırma vinci dünya sınıfı)
Yaşadığımız 2000li yılların dünyasında, insanların korkunç tüketim hızına teknoloji ayak uyduramamış,dünya bir çöp yığınına dönmüş,temizlik yapmak adına da insanları konforlu uzay gemileriyle dünyadan tahliye etmişlerdir. Wall-E çevreyi temizlemek üzere üretilmiş bir robot serisininin hala çalışan tek üyesidir. Dünyada canlı cansız kimse kalmadığı halde Wall-E düzenli olarak çöpleri toparlama işiyle uğraşır. Bu esnada bulduğu işine yarar ıvır zıvırlarla da kendisine bir yaşam alanı oluşturur. Her akşam düzenli olarak Hello Dolly seyrederken tek düşündügü bir gün aşık olup filmde gördüğü el tutuşma sahnesini yaşayabilmektir.En yakın arkadaşının bir hamam böceği olması da esprili ve hoş bir ayrıntıdır.


EVE (Extraterrestrial Vegetation Evaluator-Dünya dışı bitki örtüsü değerlendiricisi)
Ultra teknolojik dünya modeli olarak tasarlanmış uzay gemisinden, dünyaya yaşam belirtisi kalıp kalmadığını anlamak için, bitki örtüsü araştırması yapmak üzere gönderilen seriden bir robot. Tabi Wall-E ye göre oldukça üstün özelliklere ve son derece çekici bir görünüme sahip.


***

Wall-E tam tabiriyle züğürt bir robot:) Kendine ait son derece sevimli dünyasıyla EVE’yi tanıştırmak ister fakat gerçekten ayrı dünyalara aitlerdir. Yine de zor da olsa iletişim kurup dost olmayı başarırlar. Wall_E’nin tek derdiyse ilk görüşte hayran kaldığı EVE’ nin elini tutmaktır. Eve’ye çöpten bulduğu ve hala hayatta olan bir bitkiyi hediye eder. EVE, bitkiyi alır ve tüm devreleri kapanır.Çünkü dünyaya ait bir yaşam belirtisi bulmuş ve görevi orada sona ermiştir. Hikaye tam da burada başlar. Wall-E aşık olduğu robot için tam bir fedakar aşık kıvamındadır.Sonuna kadar da savaşır.Yeter ki EVE bir kez elini tutsun :)



Burdan sonrasını anlatmaya pek niyetli değilim. Animasyonu öyle güzel detaylarla süslemişler ki, eğer duygusal tarafı ağır basan biriyseniz ağlayabilirsiniz bile.Zaten ilk çıktığı zamandan beri Adrien Brody e benzettiğim Wall-E nin hal ve hareketleri yüz ifadenizi mütemadiyen hüzünlü tutacak. Çok keyifli bir aşk hikayesi olmuş. Bir taraftan da sosyolojik olarak iğneleyici :)
103 dk lık filmde bu zamanın 1/3 i kadar replik kullanılmış. Bu animasyondan hiç bir şey eksiltmemiş aksine biraz da özellikli kılmış bana kalırsa.
***
Bir diğer irdeleme de, tahliye edilen insanlar üzerinde yapılmış. Dünyadakine taş çıkarır cinsten bir tüketim çılgınlığı tam gaz uzay gemisinde de devam etmektedir. Üstelik burada, insanlar yerlerinden kıpırdamadan her istedikleri ayaklarına gelmektedir. Aslında şimdi de olduğu gibi tam olarak ne olduğundan habersiz orada da uyutulmaktadırlar. Bütün insanlar şişman ve yürümeyi unutmuştur.