
Yemin ederim bilerek yapmıyorum.. Ben böyle bir insan değilim. Depresif değilim mesela. İşim gücüm iç karartmak hiç değil. Buraya ne zaman ne yazsam maalesef ki iç açmıyor, açsa da bunu sıklıkla yapmıyorum galiba. Bu girişten de anlayın ki yine
başlıyorum :)
***
İran Sineması, bir ara mutlaka zaman ayırmak istediğim bir derya. Elimi atmadan önce zor bela toparladığım birkaç yönetmenin filmlerini bitirmem ve sindirmem lazım ki maymun iştahlılığıma bir yenisini daha eklemeyeyim.Neyse konumuz
İran’lı yönetmen Mohsen Makhmalbaf ‘ın ‘Kandahar’ filmi. Filmden önce Malkhmalbaf hakkında birkaç şey eklemek isterim. Daha önce hiçbir filmini seyretmedim. Kandahar daha önce defalarca ismini duyduğum fakat seyredemediğim bir filmdi.İlginç olanı televizyonda seyretme şansı bulmuş olmam. Kanal 24 ün salı günleri insanlara yaptığı güzel bir hizmettir Tematik Film Kuşağı.Hem alt yazılı hem de sadece 1-2 reklamla bölünüyor film.Televizyon haftanın bazı günleri işe yarayabiliyormuş yani.

Mohsen Makhmalbaf, İran sinemasının önde gelen yönetmenlerinden biri. 26 ödülün sahibi. Yönetmen olabilmek, düşüncelerini sinemayla hayata aktarabilmek için epey zorluklardan geçmiş Makhmalbaf. Yaşadığı bütün zorlukların üzerine yönetmen olmasından çok, 1996 yılında Makhmalbaf Film Evi’ni kurup kendisini çocuklarının da dahil olduğu genç sinemacılara adaması daha fazla ilgimi çekti. 1987 yılında çektiği “Bisikletçi” filminde kızı Samira Makhmalbaf’ ı oynatmış ve aslında kızının da yolunu çizmiştir. 14 yaşında aldığı eğitimi birakarak sinema eğitimi almak isteyen kızına, 8 yıl boyunca evde eğitim vermiştir. Yasal yollarla kadınlar için bir sinema eğitim merkezi açmasına izin verilmemiştir çünkü. Samira Malkhmalbaf 17 yaşında ilk yönetmenlik deneyimini yaşar ve “ELMA” filmini çeker. Cannes Film Festivaline katılan en genç yönetmen ünvanını alır.
SAFAR E GANDEHAR

“Bence Afganistan’daki Buda heykelini kimse yıkmadı… O heykel insanlıktan utanç duyduğu için kendisi yıkıldı. Dünyanın Afganistan gerçeğine karşı gösterdiği duyarsızlıktan utandı ve daha fazla dayanamadı. O dünyanın en büyük Buda heykeliydi ama milyonlarca insanı kurtarmak için büyüklüğünün hiçbir işe yaramadığını gördü.”
— Mohsen Makhmalbaf —
Nafas( Niloufar Pazira) , Kanada’ya göç etmiş bir afgan kadınıdır. Afganistanda bıraktığı kız kardeşinden bir mektup gelir. İntihar etmek üzeredir ve ablasına ihtiyacı vardır. Yaşadığı dönem Afgan kadınları için gerçekten zor bir dönemdir çünkü. Nafas defalarca kez Afganistana dönmek istemiştir fakat, Kanada’da insan olarak, hele de kadın olarak yaşayabilme yi bir kenara bırakıp buna cesaret edememiştir. Yıllar sonra Kardeşi için Afganistan’a dönen bir kadının İran-afganistan sınırını geçmeye çalıştığı serüveninde, bildiğimizden(!) daha gerçek bir Afganistan tablosuyla karşılaşıyoruz. Mayınlar yüzünden elleri, bacakları kopmuş ve Kızılhaç’tan yardım bekleyen insanlar, açlık, kadınların doktora gittiğinde perde arkasından tedavi edilmek zorunda kalmaları,cehalet…
Nafas,nefes anlamına geliyor. Filmde bir adamın adı da Hayat tı. Afganistan’da çok fazla kullanılan bir isimmiş Nafas. Bir yerde bu ismi kadınların burkalar altındaki esaretine bağlamışlar. Burkaların içinde özgürlüklerinin kısıtlanması bir tarafa nefes almaları bile oldukça zormuş. Birkaç sahne var aklımda seyrederken mahfoldum. Kızılhaç’tan protez ayak istemek için yollara düşen insanların, paraşütle uçaktan atılan takma bacaklara koltuk değnekleriyle koşmaları…
Bir adamın karısına verilen geçici bacakları getirip, bir yıldır beklediği protez bacakları almaya geldiğinde bunun karısı için uzun olduğunu, yanında getirdiği elbisesiyle ve karısının düğünlerinde giydiği ayakkabıları takma ayaklar üzerinde deneyerek ‘bu benim karım için uygun değil’ i kalbime indirecek şekilde söylemesi…

Film gibi değildi. Belgesel tadındaydı ve çok gerçekti. Zaten Time dergisi tarafından da en iyi 100 film arasında sayılmış zamanında.
Yorumlara baktım, insanlar filmin bir yere bağlanmamasından yakınmışlar genelde ama ben bunda abes bir taraf göremedim. İlla bir son olması gerekmiyordu filmde, bu daha anlamlı kılmayacaktı yani filmi. Amaç zaten Nafas’ı kardeşine ulaştırmaktan çok, doğduğu topraklara hapis olmayı reddetmiş bir kadının eşliğinde Afganistan’a yeniden bakmak olmuş. Ben sevdim, samimi buldum ve tavsiye ediyorum.
“Her zaman Afgan kadınlarının konulduğu hapishanelerden kaçtım. Ama bugün… Bu hapishanelerin hepsinde tutukluyum… Sadece senin için kardeşim.”
— Nafas —
Bir Başka NEFES Hikayesi
Aylardır iş arıyor çok sevdiğim bir dostum. Hem ekonomik krizden, hem güzel ülkemin aşamadığı ideolojik krizden mağdur oluyor her defasında. Bıçak kemiğe dayandığı bir zamanda iş buluyoruz birlikte. Görüşmeye çağırılıyor.Buraya kadar harika…Nasıl gitmeliyim diyor görüşmeye açık mı kapalı mı? Baş kesen bir düşünce yapınız yoksa ve herkesin özgürlüğünün önemli olduğundan yanaysanız cevap veremiyorsunuz bu soruya. Açık git, kapalı git demek üzerinize vazife değil çünkü. En azından benim için. Çünkü biraz empati kurma beceriniz varsa bunun onun vicdanında nasıl derinden bir etkiye sahip olduğunu anlarsınız. Peki açık gidersem evden mi gitmeliyim yoksa orda mı açmalıyım sorusu düşüyor akıllara. Yine cevap veremiyorsunuz. İki taraf için de külfet bu soruya cevap bulmak. Birbirimize atıp duruyoruz soruyu. Velhasıl politika kazanıyor. Yatırıyoruz giyotinin altına düşüncelerimizi, tercihlerimizi,haklarımızı,hürriyetlerimizi.
Bunu okuyup ‘ne var canım, insan mecbursa herşeyi yapar, gerekirse şu bu vs vs’ ile başlayan onlarca cümle kurabilirsiniz ama öyle değil, biliyorum.
“-Adın ne?
-Nafas
-Benimki de Hayat…”
4 yorum:
gel de seyretme artık :)
hollywood öldü zaten.
bi yorum da seyredince yazarım.
Ankara'ya gel de "İran Kültür" ziyaretimizi gerçekleştirelim artık, sayende yeni bir ilgi sahibi oldum:)
Esra, sen daha sık, daha çok yazsana ya :)
Bu filmi izleyeli çok uzun zaman oldu.İzlediğim dönemki sinema anlayışım yüzünden yanlış bir seçimdi.Eminim şu an bir daha izlesem filmde sevdiğim sahne sayısı artacak,aklıma daha çok kazınacaktır.
Yorum Gönder